Sûrelerin Fazileti Hakkında Hadis-i Şerifler

3/12/2009 · Kategori: hakikat ilmi

Sûrelerin Fazileti Hakkında Hadis-i Şerifler 


Kur'anı azimüşşan İnanlar için bir hidayet ve şifadır. 



41:44 - Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?" derlerdi. 

Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).



HADİSİ-İ ŞERİFLER


* Levh-i Mahfuz'a ilk yazılan, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM'dir.


* FATİHA süresi, Kur'an'ın üçte birine bedel ve Kur'an'ın anasıdır. 


* FATİHA her derde deva, zehire şifadır. (Ramüz 321/11) 


* Bir millete Allahü Teala azab göndermeyi hükmetti. Onların çocuklarından biri Fatiha-i Şerife'yi öğrenip okuyunca Allahü Teala onların üzerinden kırk yıl azabı kaldırdı. (Beyzavi1/14) 


* Allah'a yemin ederim ki, ne Zebur'da, ne incil'de ne Tevrat'ta ve ne de Kur'an'da Fatiha süresinin bir misli nazil olmamıştır. (Tergib 3/183) 


* BAKARA süresi, Kur'an'ın evi veya perdesidir. Onu öğretiniz. Çünkü onu öğrenmek bereket, terk etmekse hasrettir. Bu süreye sihirbazlar güç yetiremezler. (Beyzavi 2/274) 


* Kur'an okumayı terkedip de evlerinizi kabirlere benzetmeyiniz. Sure-i Bakara'nın okunduğu evden şeytan mutlaka kaçar. (Tergib 195) 


* Her şeyin bir senamı (alası-zirvesi) vardır.Kur'an'ın senamı da Bakara süresidir. Kim gece evinde o süreyi okursa şeytan üç gece o eve gelmez. Kim de Gündüz okursa, şeytan o eve üç gün yaklaşamaz. (Ramüz 128/8) 


* Kur'an-ı Kerim'de en azim ayet AYETÜL KÜRSİ'dir. 
Bakara süresinde bir ayet vardır ki, Kur'anın ayetlerinin seyyididir. O ayet bir evde okundu mu şeytan oradan mutlaka çıkar (kaçar) Bu, Ayetül Kürsi'dir. Ayetül Kürsı'yi okuyan kimseye, Kürsi büyüklüğünde ecir verilir. Melekler ona istiğfar ederler Yatarken Ayetül Kürsi okuyan kişiyi, onun komşusunu ve etrafında bulunan bütün komşularını Allahü Teala emniyet altına alır. (Beyzavi 2/259) 

* Süre-i Bakara'nın sonundaki iki ayeti 
AMENERRASULÜ'yü... geceleyin kim okursa, o, ona yeter. (Beyzavi 2/274) 
Hz. Ömer R.A. "Akşam Amenerrasülü..' yü okumadan yatan kişiyi biz akıllı saymazdık. (Hak dini Kur'an dili) 


* ALİ İMRAN süresini Cuma günü okuyana Allahü Teala rahmet, melekler de güneş batıncaya kadar Salatü Selam ederler. (Beyzavi 2/63) 


* NİSA Süresini okuyan kişi sanki bütün mü'min kadın ve erkeklere sadaka dağıtmış ve bir köle azad etmiş gibi ecir alır ve Allahü Teala'nın günahlarından vaz geçtiği kullarından olur. (Beyzavi 132) 


* Kur'an'ın yedi uzun süresini ki, -NİSA süresi de onlardandır- kim öğrenip okursa o kişi alim sayılır.(Ahmet ibni Hanbel) 


* MAİDE Süresini okuyan kişiye Cenab-ı Hak dünyada yaşayan yahüdi ve hristiyanların adedince hasene yazar. (Beyzavi 2/178) 


* EN 'AM Suresini okuyan kişi için yetmiş bin melek bu sürenin harflerinin adedince istiğfar ederler. (Beyzavi 2/217) 


* Kim sabah namazını cemaatle kılar ve namaz kıldığı yerde oturarak EN' AM Süresinin başından üç ayet okursa Allah bu sayede ona yetmiş melek görevlendirir. Bunlar kıyamete kadar Allah'ı tesbih ve okuyan kişiye istiğfar ederler. (Deylemi) 


* A'RAF süresini okuyan kimse için Cenab-ı Hak kıyamet gününde şeytanlara karşı bir perde halk eder. (Onu şeytanlardan korur) ve Adem A.S.'ı ona şefaatçı kılar. (Beyzavi 3/40) 


* ENFAL ve BERAE sürelerini okuyan kişiye ben kıyamette şefatçı olacağım. (Beyzavi 3/40) 


* YUNUS ve HUD sürelerini kim okursa (kendisine sayısız dereceler ihsan olunur. (Beyzavi) 


Not: Hud süresi 41. ayeti (Bismillahi mecreeha. Vemürseha inne rabbi lagafururrahiim.)ni Nuh A.S. gemiye binerken okumuş ve kendisine tabi olanlara okumalarını emretmişti.Okudular, selamet buldular. Bizler de vasıtaya binerken 3 veya 7 defa okursak manevi kemerlerimizi bağlamış oluruz. 


* YUSUF süresini herhangi bir mü 'min okur ve aile efradına öğretirse, Cenab-ı Hak onlara ölüm hastalığını kolay kılar ve müslümanlara haset etmek 
duygusundan onları kurtarır. (Beyzavi 3/144) 


* RAAD süresini okuyan kişiye Allahü Teala bütün şimşekler adedince ecir ihsan eder ve onu ahdini ifa etmiş kişi olarak diriltir. (Beyzavi 3/154) 


* NAHL Süresi'ni okuyan kişi, o gün ölürse. Allahü Teala onu dünyada ihsan ettiği nimetlerden dolayı hesaba çekmez. (Beyzavi 3/195) 


* KEHF süresinin evvelinden on ayet ezberleyen Deccal'in fitnesinden emin olur. (Tergib 3/192) 


* ENBİYASüresini okuyan kişinin hesabını Cenab-ı Hak kolay kılar ve peygamberler onunla müsafaha ederler. (Beyzavi 4/48) 


* HAC Süresini okuyan, hac ve umre yapanların sevabları gibi sevab alır. (Beyzavi 4/62) 


* BAKARA. ALİ İMRAN . TAHA Süreleri kendileriyle yalvarılıp dua edildiğinde, Cenab-ı Hakk'ın kabul buyuracağı "ism-i Azam"dırlar.(Darimi) 


* TAHA ve YASİN Sürelerini Allahü Teala Hz.Adem A.S.'ı yaratmadan bin yıl evvel okumuştur. Melekler işitince BUNLARIN İNDİRİLECEĞİ ÜMMETE, BUNLARI OKUYACAK DİLLERE, BUNLARI EZBERLEYECEK GÖNÜLLERE NE MUTLU demişlerdir. (Darimi) 


* MÜ'MİNÜN Süresinin evvel i ve ahiri Cennet hazinelerindendir. Evvelindeki üç ayetle amel eden, ahirindeki dört ayetin nasihatını dinleyen kişi kurtulur, felah bulur (Beyzavi 4/73) 


* FÜRKAN süresini okuyan, mü'min olarak Allahü Teala'ya kavuşur. (Beyzavi 4/100) 


* NEML Süresini okuyan haşrolunduğunda kabrinden (La ilahe illallah) diyerek kalkar. (Beyzavi 4/122) 


* AHZAB Suresini okuyup, ehline öğreten, kabir azabından emin olur. (Beyzavi 4/169)


* MÜLK ve SECDE Surelerini yatsıdan sonra okuyan, Kadir gecesini ihya etmiş gibi olur. (Fethü'l Kadir) 


* SECDE ve MÜLK Surelerini okuyunuz. Zira bu iki surenin her ayeti diğer surelerin yetmişayetine bedeldir, (Tirmizi) 


* YASİN Suresini ölülerinize okuyunuz. (Tirmizi) 


* Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de YASİN'dir. Kim Yasin'i okursa, Cenabı Hak ona on defa Kur'an okumus kadar sevap ihsan eder. (Tirmizi) 


* Kim geceleyin YASİN okursa affedilmiş olarak sabaha çıkar. (Tirmizi) 


* YASİN’i Her gece okuyan, şehid olarak ölür(Elmanevi) 


* YASİN’i okuyunuz. Onda on bereket vardır: 
1- Aç, okursa doyar, 
2- Çıplak, okursa giyinir, 
3- Bekar, okursa evlenir, 
4- Korkusu olan, okursa emin olur, : 
5- Mahzun, okursa ferahlar, 
6- Misafir okursa seferde yardım görür, 
7- Kayıp (için okunursa) bulunur, 
8- Hasta okursa (veya hastaya okunursa) şifa bulur, 
9- Ölü üzerine okunursa azabı hafifler, 
10- Susayan okursa suya kavuşur. (Ramuz 79/4) 


* Her kim anne ve babasının veya bunlardan biri nin kabrini her Cuma ziyaret eder ve yanlarında YASİN okursa, her harfinin sayısınca ona mağrifet olunur. (Hak dini Kur'an dili) 


* YASİN-i ŞERİF'i gece okuyan, Yedi hatim sevabına nail olur. 


* YASİN-i ŞERİF'i gece okuyana, 20 hac sevabı verilir. (Künüzü'd Dekaik) 


* VAKIA süresini gece okuyan, hiC fakirlik görmez, (Beyzavi 5/116) 


* ZÜHRUF süresini okuyan kimse için kıyamet günü "Ey kulum bu gün sana korku ve üzüntü yok" denilir. (Beyzavi C-5 S.65) 


* DUHAN süresini okuyup yatan kişi mağfiret olunmuş olarak kalkar. (Beyzavi 5/68) 


* DUHAN süresini gecenin evvelinde okuyan kişi için yetmişbin melek sabaha kadar istiğfarda bulunur. (Tirmizi) 


* DUHAN süresini Cuma günü veya gecesi okuyan kimse için, Allahü Teala Cennette bir köşk ihsan eder. (F. Kadir) 


* CASİYE süresini okuyanın Allahü Teala ayıplarını örter ve hesap korkusunu giderir. (Beyzavi) 


* Bu gece bana bir süre nazil oldu ki, o, bana üzerine güneş doğan her şeyden sevgilidir. Bu, İNNA FETEHNA LEKE... süresidir. 


* HAŞR süresini okuyan kişinin geçmiş ve gelecek günahları(ndan bazıları) aftolunur. 


Bir kimse sabahleyin ÜÇ KERE "EÜZÜ BİLLAHİSSEMİİL ALIMİ MİNEŞŞEYTANİRRACIM" der de HAŞR süresinin sonundan üç ayet okursa, Allahü Teala ona yetmişbin melek vekil eder ki, onlar akşama kadar kendisine dua ederler. Eğer o gün ölürse şehid olarak ölür. Akşamleyin okursa yine bu menzilede olur. (Ramüz 434/12) 


* Allah'ın ayetleri içerisinde "ism-i Azam", Süre-i Haşrin ahirindedir. (Hüvallahüllezi.. ilah) 


* Kim gündüz veya gece HAŞR süresinin sonunu okur, sonra da o gün veya o gece ölürse Allah ona Cenneti vacib kılar. (Beyhaki) 


* MÜNAFİKÜN süresini okuyan nitaktan beri olur. 


* TEĞABÜN süresini okuyan kişiden Allahü : Teala ani ölümü defeder. (Beyzavi 5/136)


* TALAK süresini okuyan kişi, sünnet-i Resülüllah üzere ölür. (Beyzavi 5/136) 


* TAHRiM süresini okuyana, Allahü Teala tevbe-i nasuh nasib eder. (Beyzavi 5/140) 


* MÜLK süresini okuyan kimse Kadir gecesi ihya etmiş .9ibidir. (Beyzavi 5/142) 


* TEBAREKE (Süre-i Mülk), kabir azabına manidir. (Tirmizi) 


* Bir kimse her gece Sure-i KIYAME (ki La uksimü biyevmil Kıyame...) okursa, kıyamet günü yüzü ayın ondördü gibi parlayarak Allah'a kavuşur.(Ramüz 438/6) 


* İNŞİKAK süresini okuyan kişiye, Allahü Teala kitabını solundan ve arkasından vermez. (Beyzavi 5/179) 


* İZAZÜLZİLE suresini dört defa okuyan kişi, sanki Kur'an'ın tamamını okumuş gibidir. (Beyzavi5/192) 


* TEKASÜR suresini okuyan, ani ölüme uğramaz. 


* Sizden biriniz her gün bin ayet okuyamazsa ELHAKÜMÜTTEKASÜR'ü okuyamaz mı?. (Ramuz 82/8) 


* Size bir sure okuyacağım ki, (o sırada) kim ağlarsa Cennetliktir. Ağlayamazsa hüzünlü bulunsun. Bu, Elhakümüttekasür suresidir. (Ramuz 147/6) 


* KAFİRÜN suresini okuyan kişi,sanki Kur'an'ın dörtte birini okumuş gibidir.(Beyzavi5/192) 


* Ey Cübeyr! Sefere çıktığında arkadaşlarıniçinde en iyi hal ve en fazla azık sahibi olmaktan hoşlanırsan şu beş sureyi oku: Kul ya eyyühel kafirun-iza cae nasrullah-Kul hüvallahü Ehad- Kul euzü birabbil Felak- Kul euzü birabbinnas.. Her sureye besmele ile başla ve besmeleyle bitir. (Ramuz 1118) 


* Yatağına geldiğinde "Kul ya eyyühelkafirun" suresini oku, sonra uyu. Bu, şirkten beri 
olmaktır. (Ramuz 37/5) 


* İHLAS suresini okuyan kişiye Cennet vacib olmuştur. (Beyzavi5/200) 


* İHLAS ve MUAVVEZETEYN surelerini akşam sabah üçer kere okumak sana her şey için kafidir. (335/9) 


* KULHÜV ALL.AHÜ EHAD, Kur'an'ın üçte birine bedeldir. (Ramüz 335/7) 


* Bir kimse İHLAS süresini elli defa okursa, elli senelik, ikiyüz defa okursa, ikiyüz senelik günahı Affolunur.Bin defa okursa, kendisini Allahü ila'dan satın almış olur.(Ramüz 438/8-9-11) 


* Bir kimse farz namazlardan sonra on defa İHLAS okursa, Allahü Teala, rızasını ve mağfiretini kendisine lazım kılar. (Ramüz 438/12)


Faili/ne meçhul cinayet

12/11/2009 ·

Faili/ne meçhul cinayet

Bir cinayet işlendi. Katil kesin olarak biliniyor. Öldürülen ortalıkta görünmüyor. Öldüren öldürdüğünün farkında değil. Öldürülen öldürüldüğünü bilmiyor. Cinayet kesin. Faili meçhul değil. Failine meçhuldü cinayet. 
***
Bir cinayet işlendi. Katil özellikle kurbanının uzakta olduğu zamanı kolladı. Cinayet işlendiğinde kurban çok uzaklardaydı. Öyle olması gerekti, yoksa cinayet işlenemezdi. Olay mahallinde ceset bulunamadı. Bir ceset hiç olmadı. Failine meçhul değil sadece. Kurbanına da meçhuldü cinayet. 
***
Bir cinayet işlendi Gizli saklı olmadı cinayet. Tanıkların toplanması gerekiyordu önce. Yoksa, cinayet işlemeye değmezdi. Tanıklar da cinayete katıldı. Cinayet tanıkların gözü önünde işlendi. Sadece öldürülene gizli saklı kaldı. Tanığın sanık kadar suçlu olduğu bir cinayetti. Tanıklarıyla meşruydu cinayet. 
***
Bir cinayet işlendi. Katil kurbanı seviyordu. Aralarında hiç husumet olmadı. Düşman değillerdi. Kardeş biliyorlardı birbirlerini. Sevdiği için öldürdü. Cinayetin tanıkları da kardeş biliyordu kurbanı. Sevdikleri için katıldılar cinayete. Öldüren niye öldürdüğünü bilmiyor. Öldürülen niye öldürüldüğünün farkında değil. Sebebi meçhuldü cinayetin. 
***
Bir cinayet işlendi. Katil elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Katledilen yaşıyor. Ölen yok gibi. Öldüren de yok. Şikayetçi yok. Aranan yok. Polis peşinde değil katilin. Savcılar dikkate almıyor cinayeti. Yargılanmıyor failler. Vicdanlara meçhuldü cinayet. 
***
Bir cinayet işlendi.Katil pişman değil. Severek öldürüyor. Öldürdüğüne seviniyor. Öldürülen de sevildiğini biliyor. Sevildiği için öldürülmeye razı oluyor. Katil defalarca öldürüyor. Maktul defalarca öldürülüyor. Öldüren öldürdüğüne doymuyor. Öldürülen öldürüldüğünü duymuyor. Kulaklara meçhuldü cinayet.
***
Bir cinayet işlendi. Suç aleti bulunamadı. Kesici delici bir şeye rastlanmadı. Hiç silah patlamadı. Ne kan izi kaldı ne barut kokusu. Katil, nefesiyle bıçakladı kurbanını. Hiç kan akıtmadı. Kurban dille damakla vuruldu. Teninde tek bir çizik olmadı. Gözlere meçhuldü cinayet.
***
Bir cinayet işlendi. Katil yargılanmadı, ayıplanmadı, suçlanmadı. Maktule acıyan olmadı. Ağlanmadı. Güle oynaya dolaştı dostları arasında. Asıl ölen katil oldu. Maktul hayatta kaldı. Cinayet süsü verilmiş bir intihardı. Kınayanlara meçhuldü cinayet.
***
Bir cinayet işlendi. Katil her cinayetten sonra sevindi, belki de sevildi. Seçtiği kurban en sevdiğiydi. Sevdiğini söylediğini seve seve öldürdüğünü herkese söyledi. Pişman olmayı beklemeden, bir başka cinayete daha yöneldi. Seve seve seri katil olmayı kabul etti. Kurbanlarının sayısı arttıkça itibarını artırdığını sandı. Alkışlandı. yüceltildi. El üstünde tutuldu. Cürmünü açık ettikçe, aklandı. Sırdaşlara bile meçhuldü cinayet.
*** 
Cinayetin tek sebebi kardeş olmak. Düşmanlarını öldüremiyorsun bu cinayette. Birbirlerini sevenler fail ve kurban oluyor. Hasımların fail olması ya da kurban seçilmesi mümkün değil. Dostların ve kardeşlerin gıybeti yapılır ancak. Kardeşini öldürmek için uzaklaşmasını bekliyorsun. Onun hiç duymadığı bir köşede, ona hiç duyurmayacak tanıkların huzurunda işliyorsun cinayeti. Kardeşini öldürmeyi, hem de tanık kardeşlerini de seve seve suç ortağı edecek kadar planlı bir şekilde öldürmeyi seçtiğin halde, canını yakmak istemiyorsun. Dişlerini geçirirken etine, sözlerinin keskin ucunu batırırken göğsüne, nefesinle yırtarken tenini, karşı koymasını, bağırıp çağırmasını arzu etmiyorsun. Olabildiğince sessiz gerçekleşiyor cinayet. O kadar ki bu sessizlik; kardeşin kendi etini dişlediğini hissetmiyor bile, bedenini yağmaladığını asla bilmiyor. Öldürüyorsun ama öldürdüğün kardeşin bundan haberdar olmuyor. Kınanmıyorsun. Ayıplanmıyorsun. Aranmıyorsun.
*** 
Gıyabında, yani yokluğunu kollayarak, yani işitmediğinden emin olduğunda, kendisine bildirilmeyeceğini garanti bildiğinde, kardeşin hakkında söylediğin doğru şeyler, kardeşini öldürüp cesedini dişlemiş gibi iğrenç bir cinayet. Cinayetine ortak ettiğin diğer kardeşlerinle birlikte, hayalini hep birlikte önünüze koyuyorsunuz gıybetini ettiğin kardeşinin. Yüzü orada hayâlen ama sen "yüzü olsa söylerdim!" kalkanıyla ayıplanmaktan korunarak kardeşinin ayıplarını bir bir sayıyorsun. Bir ölü gibi, yüzü var ama tepki vermiyor sana kardeşin. Yüzünü hep birlikte hatırlıyorsunuz; ağzı var, dili var, yanağı var, gözleri var, elleri var hayalinizde. Ama sen "yüzüne de söyledim" diyerek, sakladığı ayıplarını, gizlediği kusurlarını, pişmanlık duyduğu/duyacağı günahlarını bir bir ortaya döküyorsun. Ne itiraz ediyor sana diliyle ne gözleriyle sitem yolluyor ne de etini oradan buradan kopardığınız halde elini kaldırıyor. Aslında, bir kardeşinizin gıybetini birlikte ettiğiniz kardeşlerine de "Siz de beni bir ölü gibi dişleyebilirsiniz yokluğumda..." diye mesaj veriyorsun. Kendini de öldürüyorsun; bilmeden. Aslında, bir kardeşinin gıybetini birlikte ettiğiniz diğer kardeşlerine "Yokluğunuzda ben de sizi bir ölü gibi dilim damağım arasına alıp ayıplarınızı sayarak dişleyebilirim" diye tehditler gönderiyorsun. Yeni kurbanlar buluyorsun kendine; bilmeden. Yeni yeni kurban oluyorsun sonraki cinayetlere.
*** 
"İçinizden ölü kardeşinin etini dişlemekten hoşlanan biri çıkar mı hiç?" [Hucurat, 12] Hiç yakışır mı bize? 
*** 
"İğrendiniz değil mi?" [Hucurat, 12] İğrendim mi?
*** 
Bir iğrençlik kendisiyle iğrenebilen vicdanlar arıyor kendine...

senai demirci

Namaz tesbihatında tembellik gösterenler

12/11/2009 ·

Namaz tesbihatında tembellik gösterenler

Günlük Risale-i Nur dersi…
Bismillahirrahmanirrahim 
Bugünlerde iki ince mesele kalbe geldi, vaktinde kaleme alamadım. O vakit geçtikten sonra o ehemmiyetli hakikatlere birer işaret ederiz. 
Birincisi: Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binaen dedim: 
Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve Velayet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti: 
Nasıl ki, risalete inkılâp eden velayet-i Ahmediye (a.s.m.) bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarikatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki: 
Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar heyet-i mecmuada nuranî bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar birzat namazdan sonra sübhânallah, sübhânallah deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselamın müvacehesinde yüz milyon tesbih edenler, tesbih elinde çektiklerini manen hisseder. O azamet ve ulviyetle sübhânallah, sübhânallah der. 
Sonra o serzâkirin emr-i manevisiyle, ona ittibaen elhamdü lillâh, elhamdü lillâh dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş dâiresi bulunan hatme-i Ahmediyenin (aleyhissalâtü vesselam) dairesinde yüz milyon müridlerin elhamdü lillâh, elhamdü lillâh'larından tezahür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde elhamdü lillâh ile iştirak eder, ve hâkezâ 
Allahu ekber, Allahu ekber ve duadan sonra lâ ilâhe illâllah, lâ ilâhe illâllah otuz üç defa o tarikat-ı Ahmediyenin Aleyhissalâtü Vesselam halka-i zikrinde ve hatme-i kübrasında o sabık manayla o ihvan-ı tarikatı nazara alıp o halkanın serzâkiri olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselama müteveccih olup (Milyon kere salât ile milyon kere selam Senin üzerine olsun ey Allah'ın Resûlü.) der, diye anladım ve hissettim ve hayalen gördüm. Demek tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var. (Kastmonu Lahikası) 
Bediüzzaman Said Nursi 

SÖZLÜK:
 

ALLAHÜ EKBER : Allah en büyük ve en yücedir. 
AZAMET : Büyüklük. 
BİNÂEN : Bağlı olarak, dayanarak, -den dolayı, bu sebepten. 
DAİRE-İ ZİKR : Zikir dâiresi, halkası. 
ELHAMDÜLİLLÂH : Her ne kadar hamd ve şükür varsa,ezelden ebede ve kimden kime olursa olsun hepsi Allah'a mahsustur. 
EMR-İ MÂNEVÎ : Mânevî emir, İlâhi kanun. 
EVRÂD : Kur'ân'ı Kerîmden veya başka şeylerden sık sık ve devamlı okunan duâlar, kısımlar, virdler. 
EVRÂD-I MAHSUSA : Hususî, özel virdler, zikirler, dualar. 
FEVK : Üst, üzeri. 
HATME-İ NAKŞİYE : Nakşî tarîkatı mensuplarının okuyup bitirdikleri belirli duâlar. 
HEYET-İ MECMUADA : Heyetin toplu halde bulunması 
HÜŞYAR : Uyanık, akıllı, zekî. 
İHVÂN-I TARÎKAT : Aynı tarikata mensup mânevî kardeşler. 
İNKILÂP : Bir halden diğer bir hâle geçme; değişme, köklü değişim. 
İNKİŞÂF : Gelişme, açılma, keşfetme, meydana çıkma; terakkî etme. 
İTTİBÂEN : Bağlanarak, uyarak. 
MÜRİD : Tarîkat öğrencisi, bir şeyhe bağlı kişi. 
MÜVACEHE : Karşı karşıya, yüzyüze geliş. 
RİSÂLET : Peygamberlik. Vahiy yoluyla peygamberlere İlâhî bir kitabın gönderilmesi. 
SÂBIK : Geçen, geçen devre, geçmiş, daha önce, önceki, evvelki. 
SERZÂKİR : Zikredenlerin başı. 
SÜBHÂNALLAH : Allah her türlü eksiklikten uzak ve bütün üstün sıfatlara sahiptir demek; tesbih etmek. 
TARÎKAT : Yol, mânevî yol; kalbi dünyanın fânî işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlamak. 
TARÎKAT-İ MUHAMMEDİYE : Hz. Muhammed'in (a.s.m.) tarikatı olan sünnet yolu. 
TEKÂSÜL : Tenbellik üşenme 
TESBİHÂT : Tesbihler; Allah'ı eksik sıfatlardan tenzih etmeler. 
TESBİHÂT-I SALÂTİYE : Peygamberimize (a.s.m.) getirilen salât ve selâm duaları. 
ULVİYET : Yücelik, yükseklik. 
VELÂYET-İ AHMEDİYE : Peygamberimizin (a.s.m.) vefâtından sonra, nübüvvet tarzındaki hizmetinin sureten, fiilen, şeklen sona ermesiyle velâyet tarzında ve makamında devam eden mânevî hizmet tarzı ve mânevî varlığı bu şekilde isimlendirilmektedir. 

 

tarihçe_i hayattan...

9/11/2009 ·

Aziz, sıddık kardeşlerim,

Hem bunu kat’iyen ilân ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur’un kusurlu bir hâdimi ve o elmas mücevherat dükkânının bir dellâlıyım. Benim karma karışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona dokunamaz. Zaten Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-i ihlâs ve terk-i enâniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfuruşluk etmemektir. Kendimizi değil, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini ehl-i imana gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene—fakat hakikat olmak şartıyla—minnettar oluyoruz, “Allah razı olsun” deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu—fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid’alara ve dalâlete yardım etmemek kaydıyla—kabul edip minnettar oluyoruz.

3 dilde ümmet senfonisi

5/11/2009 ·

3 dilde ümmet senfonisi

« Önceki ::


Ayhan Özel - Naat
Yükleyen kun-feyekun. - Yeni aile videolarını keşfedin.